Yeni Türk Ticaret Kanunu’nda “Her Türlü Kağıt” ve Cezası

ortakmusavir

Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun 39.maddesine göre her tacirin, işletmesiyle ilgili olarak kullandığı her türlü kâğıt ve belgede, sicil numarası, ticaret unvanı, işletmesinin merkezi, tacir sermaye şirketi ise taahhüt edilen ve ödenen sermaye, internet sitesinin adresi ve numarası gösterilmesi zorunlu kılınmış, bu zorunluluğa uyulmaması halinde ise üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılacağı belirtilmiştir.

“Her türlü” ifadesi, geniş bir ifade olup uygulamada sınırlarının çizilmesinde zorluk yaşanacak, hem idareyi hem de yargıyı zor durumda bırakacaktır.

Sadece Damga Vergisi Kanununa göre onlarca kağıt konu kapsamındadır. Bunun yanında diğer yasalarda ya da yasalarda geçmese dahi işletmece kullanılan yüzlerce çeşit kağıt bulunmaktadır. Kartvizit, müsvedde  kağıtlar da konu kapsamında düşünülebilecek midir? Bizim tarafımızdan kapsama girmez diye düşündüğümüz bir kağıt idarece yasa kapsamında düşünüldüğünde ne olacak?

Bu madde, cezaların açıklık ilkesine ters düşmektedir. Bir cezadan bahsediliyor ise mutlaka sınırları kesin çizgilerle çizilmelidir. Aksi halde binlerce şirket ortağı ya da yetkilisi farklı yorum ile hapis cezası ya da adli para cezası ile karşı karşıya kalabilir.

Ceza hukukunun en önemli iki temel ilkesi suçta ve cezada kanunilik ilkesi ve kusur ilkesidir.

Suç ve bunun karşılığı olan ceza ancak kanun ile belirlenir. Bu temel ilke, Türk Ceza Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasında yer almaktadır: “Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz.” Bu da suç tanımının belirgin ve açık biçimde kanunla düzenlenmesini gerektirir. Belirsiz ve muğlak ifadelerle suç tanımlanamaz.

Ayrıca suçun işlenmesinde ilgili maddeye göre tacirin cezalandırılacağı anlaşılırken, ticari hayatta şirketlerde kullanılan her türlü kağıtların, müdürler veya sair çalışanlar tarafından da düzenlenebildiği bir gerçektir. Ceza hukuku anlamında kusur, bir fiilin isnat yeteneği mevcut bir kimse tarafından bilerek ve istenerek işlenmesidir. Yani, failin cezalandırılabilmesi için fiili bilerek ve isteyerek yapmış olması gerekir. Bu ilkeden de ancak fiili bizzat işlemiş failin cezalandırılabileceği ilkesi türetilmiştir. Bu ilke de TCK’nın 20. maddesinin 1. fıkrasında yer almaktadır: “Ceza sorumluluğu şahsîdir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.”

Açıklık ilkesi, hukuk devletiyle yakından ilgili olan savunma haklarının kullanılması açısından zorunludur. Akıllıoğlu, s. 101, (Savunma hakları) Şöyle ki, bireyin kendisini savunabilmesi için her şeyden önce kendisine yönelmiş işlemi ve bu işlemin dayanaklarının neler olduğunu bilmesi; işlemin tesisinde yararlanılan bilgi ve belgelerden haberdar olması gerekir. Birey savunmasını ancak bu bilgi ve belgelere sahip olarak yapabilir.

Madde içeriği aşağıdaki hikayeyi hatırlatıyor ama bir farkla; yasanın açık olmaması hikayede suçluyu ipten alınırken bizde ipe götürüyor.

“Bir tarihte varlıklı bir İngiliz, ağır bir suç işlemiş. Suçun cezası ‘idam’. Adam hemen ülkenin en ünlü avukatını tutmuş.

Avukat demiş ki:

-Merak etme…

Mahkeme başlamış. Avukat savunmasını yapmış. Ve hakim kararını açıklamış:

-İdam!..

Adam elinden gelse avukatı bir kaşık suda boğacak. Ama avukat hiç oralı değil:

-Merak etme…

Londra’da bir meydanda idam sehpası kurulmuş. Hakim, savcı, avukat, güvenlik görevlileri, halk orada. Adamı idam sehpasına çıkarmışlar. Adamın avukata dönük bakışlarından alev fışkırıyormuş. Avukat ise adama ’sus’ işareti yapmaktaymış; ‘Merak etme, seni kurtarırım.’ gibisinden.

Ve cellat, ilmeği, adamın boynuna geçirmiş. Alttaki iskemleye de tekmeyi vurmuş. Adam, ipte sallanmaya başlarken avukat yerinden fırlamış, cebinden bıçağı çıkarmış ve adamın boğazındaki ipi kesivermiş. Adam zar zor nefes alır bir halde yere yuvarlanmış.

Hemen hakimler, savcılar koşup gelmişler:

-Avukat… Sen naptın?

Avukat, cebinden İngiliz Ceza Yasasını çıkarmış:

-Yasada, müvekkilimin işlediği suçun cezası idam… Siz de onu idam ettiniz… Ama yasada ‘idam edilerek öldürülür’ diye bir hüküm yok… Bu durumda ceza infaz edilmiş sayılır.

Bunun üzerine İngiltere’de bir hukuk tartışması başlamış.

Ve İngiliz Ceza Yasası’nın idamla ilgili maddesi yeniden düzenlenmiş.

-’İdama mahkum edilen kişi, asılmak suretiyle öldürülür.’ olarak değiştirilmiş..”

Biz de durum tersi ama bekleyelim; yasa, açıklık ilkesi ile bağdaşacak şekilde tekrar düzenlenecek mi?

İsmail ŞENGÜN-Smmm

ismail@ortakmusavir.com

Yorum Yazın

emevzuat emevzuat emevzuat

© 2009 S.M.Mali Müşavir İsmail Şengün / tüm hakları saklıdır. Diğer sitelerimiz www.vergiburosu.com www.ortakseminer.com . Application by Modul3d

amaç güven ise çözüm ORTAK Bağımsız Denetim ve Mali Müşavirlik